Kömür Gibi Saçların Gölgesinde
Bir zamanlar, yılgın bir sabahın eşiğinde,
Ruhum kederin eşiğindeyken, sarsak bir düş içinde –
Unutulmuş kitaplar arasında, sözcüklerle örülü,
Uyandım bir sesle: bir yankı, bir buğu gibi –
“Kimsin?” dedim, “Ey karanlık? Ey yankı, ey eski biri?”
Yalnızca sessizlik: ve bir şiir gibi…
Ve yine o sabahlar – dünya ketum, rüzgâr sessiz,
Kömür gibi saçları vardı, babamdı; gecikmiş bir sonbahar gibi –
Salgın çağırmıştı bizi: o sisli eve,
İkinci katta gökyüzü, birinci katta gölge –
Ve tam o an, yavaşça, merdivenler bir şiirdi –
Bir sesle yankılandı ev: “Nereye gidiyorsun?” diye.
Ah o ses – ne içliydi, ne eskiydi, ne tanıdık –
Sanki yüzlerce rüyanın içinden kalmış bir çığlık –
Ben yürürdüm, düşlerin içinde –
Ayak ucumda sabah, içimde yanan bir sükûn –
Ve o ses, o çağrı, o tiz yankı
Her adımda kanat çırpan bir kuzgundu sanki: Hiç susmazdı.
O vakit – bir ad, bir yürüyüştüm –
Bir cümleydim sokaklarda, bir yitik mısra –
Ve babam – kömür gibi saçlarıyla –
Bir gölgeydi bana, bir yankı, bir karanlık yıldız –
Ben şiir okurdum ona, basılmamışları,
Ve o sessizliğiyle: hepsini duyumsardı.
Geceler karardı, gündüzler puslandı,
Şiirler büküldü, sesler sustu…
Ve yine aynı soru – yıllar sonra da:
“Nereye gidiyorsun?”
Ama bu kez ben: dönüp göğe sordum –
“Sen nereye gittin, – kömür gibi saçlarınla –
Ve gök sustu.
Yalnızca şiir cevap verdi o an,
Kırık bir vezinle, bir gölgeyle,
Sonsuz tekrar gibi,
Tek bir fısıltıyla:
“Hiçbir yere…
Yalnızca şiirlerin içine.”
2025
