işe giderken ekşi sulardır
sırtında kabarır şehrin
gök istemez, akacağı yer yok
sabah bir gövdede yalnızlık

dişlerini çiğnetmişler doksanlarda dersimde
tuz serpmişler çivilere,
yürütmüşler çağ çağ geriye
acı, İbrahim’in baltasını delmiş
önüne yıkmış bir putun
kendine geldiğinde ekşi sularmış
tende dağılmış zaman

eve dönmeler yanılgıdır
caddeler neonlar sahipler
kimsenin olmayan bir yalan
kalınca yorgun akşama şehir

uzaklara bakmak yeniden olmakmış
evde gazyağı ışığında çoğalan gölgeler
korkuda yer bulup duvarlara sızınca
gitmeyi yeniden icat etmiş hafıza
sarılmış cep aynasına nefessiz
alnında çocukluğu ibrahim’in
ekşimiş sularmış

gece boş bir göbeğe kurulmuş
bir saray düğünüdür şehir
krallığın ilk günleri
biraz daha renkli ve kudurgan

uzaklara bakmak yanılgıdır, anlamış
savaşmak bir ya kaçmak..
sormamış yüzüne hiçbir şeyi
kuma durmuş cebinde ayna
bir otobüste sorulurken adı
ekşi sularmış
çıkamamış gırtlağından

şimdi Kızılay’da
pavyondan kırma bir barda
yumruklar arasında bir türkü ;
“dersim dört dağ içinde”
şişelerde ekşi sular

son yayımlananlar