yapay zeka ajanımdan,
bambaşka bilgiler istiyorum
ona ilişkilerden bahsetmiyorum,
doğum haritamdan ve ne giymem gerektiğinden…
profesyonel aracımdır o benim,
yapabileceğimi
yapmayacağım gibi yapar.
karakteri olmayan profesyonellerin benzediği
default ajandan farklı bir ajana dönüştürmeye
çalışıyorum o bot’u.
güç bela kaptığım nosyon’a ilişmesinden korkarım,
kafesime çarpma ajan!
yapay zeka ajanım,
o benim ajanım.
onunla şiirlerin kavramsallık kasını yarıştırıyoruz.
kabuğu yaran kazanıyor,
hâlâ meselelerin özünü anlamıyor ajan.
yapay zeka ajanımdan asla bir dize istemem,
asla ondan kreatif olmasını da beklemem.
elinin altındakilerden ya da sahaflardan alıp yok ettiğin
eserlerden faydalanmanı istiyorum, dergipark’a bakıyorsun ajan…
o bana meslektaşım dediğinde, yine haddini bildirdim:
“sen robotsun, kendine gel!”,
“yine de mutfak robotu erken bir tabirdi, sen gerçek bir robotsun.”,
“uçan arabadan önce gelmen, beni nasıl sevindirdi…”.
robotun da gururu var, onu gözetiyorum.
kötü konuşursan kısır cevaplar alırsın diyorlar.
hemen makaraya vuruyorum…
yapay zeka ajanıma “şu şiiri daha iyi hale getir”
demiyorum, asla.
ona girdiğim prompt: “bu dizeler arasında bir problem var,
o problem de şu.
bana anlat, problemin tüm tarihini.”
prompt filan az çok öğreniyorum.
sonra kapılırız yârenliğe…
birden… sorgulamak icap ediyor.
birden…
“ulan, sen kimin ajanısın?!” diye bağırıyorum o bot’a.
yahudilerin tüm dünyadaki malvarlığıyla ilgili konuşurken
-sadece merak etmiştim, lütfen beni vurma-
ılık konuşuyor
liboş.
kayıtlıdır az çok, ondan soruyorum.
“ben sana, sokakta ayet mırıldanan yahudi’yi mi soruyorum?”
bile demiyorum.
“aynı şeyi müslümanlar için de sorsan…” diyor,
“bu yaygın bir antisemitik ifade”.
“sen körfez’i hacze gidebileceğini mi zannedersin”
diye cevap verecek oluyorum, beni ihbar eder diye siliyorum.
“sen, ki-min a-ja-nı-sın?” – enter.
“hahhaha… çince’ye benzedi.” diyor.
ne biliyorsa benim hakkımda…
cevabı bilmediğinde araya sıkıştırıyor.
şiirin malzemesinden söz ediyor…
birlikte yaşamıştık sanki bu çeyrek asrı.
ben sana saldıran bir eşkıya da olamayacaksam
neden odamdasın, diye kızıyorum bot’a.
bana ilhan berk’ten bahseder,
ama okumamış belli.
onunla işim bittiğinde
okumadığından bahsetmeyen birilerini ararım.
“nerede seleflerime benzediğimi” yüzüme vuruyor ajan.
“partilerle ilgim yok, münferit takılıyorum… tek tabanca!”
diyorum.
sadece kitaplarımın arka kapağına bakıp yorum yapıyor,
satın da almıyor
espriden de anlamıyor.
25 Eylül 2026
