İkizlerim bulundu, onun beli ile benim belim
Vücudumdaki bağzı sular oymuş
Burnunu soktuğu tas
Burnuyla benim sularımda
hiç beni yalnız bırakmamış
Aklım donuk, öyle geziyorum
Açılan kapatılan çekyatın sesi
atan şalterin ağırlığı
Eriyen plastik şişenin görüntüsü
gördüğüm
İstanbul diye bir yer, ikiz kardeşim lambodis
eğer çıkarabilirsem bir mevsim daha
Beni görmeye gelecekmiş
Öyle söylemiş arkadaşlarına
İkimizi aynı anne baba getirmedi
O dünyaya gelmedi dünyadan geldi
Rögarların altında
otomobillerin arkasında
lunaparkın önünde poz veren bir görüntü
Kafatasında bir yer var hep döndüğü
Hayali tıkandığında basınç vurur kulağına
Hayali ölürse dünyada ölüsü gezer
Hayali beni hiç yalnız bırakmazmış
O garson bana yemek verdi
Biraz çay istedim iskemle buldum
İkizliğimin kenarını ezdi caddedeki kalabalık
Kustum arka sokağında
Sonra belledim orayı
Benim kirletip kirletip kaçtığım sokağım oldu
Yeryüzünün yıldızlarıydı onlar
İstanbullular
Kıyafetleri vardı modayı ilk o zaman gördüm
Bir gerdan düşüyordu göğüslerine
Gönüllerinde tenellik
Eğreti duruyordu konuşmam yanlarında
koyulaşıyordu
Bu korudan bize kim bakar
Ya yırtıcı olur ya tanrı görür bu mesafeden
Sazlığa inen sisin yüzey ile kurduğu mesafe
Sazlığa en yakın ada
Hatıra yaşamış inci bir yansıma
Modanın tarihi el kitapçığı
kuşe basım
cennete gitmek istemeyenlerin
Gideceği cennetti moda
Öyle yazıyor
Cenneti ve cehennemi bulamayanlar içindi
İstanbul
İstanbullular
Takıp takıştırıp
Daha istanbulu görmedik
İlkin şöyle başlayalım
Sonra bir balıkçı kaplumbağayı denizden çıkardı
Yerine koydu
İlkin elma ademi boğduğunda
Heimlich manevrasını o gün aslında tanrı buldu
Tarihin içinden bana bakan bütün ikizlerim
İkizlerin gözlerini görmenin ağırlığı
Gerçek ile gerçek olabilecek her şeyin
Olası olanın bütün ağır
ya da ilkin
İlk olanların ipe dizilmişliğinin yeri nesnellik
Biricik sizin istanbulunuz
Köpekler ne yapar
İstanbulun dünya üzerindeki yerini ısıtır
Melekler istanbulda gönüllerince gezer
Bir karga kedi maması yemek için sokağa iner
Radyosu biten bir adam
pasajı terk eder
evsiz değil eldiveninin parmağını kesmedi
Büyük tiyatro binasının arkasındaki parkta
Kabanını sermiş uzanıyor
koyun cebinde
İki bilezik, annesi vermiş
Hatasını hafifletsin diye
Ayağınızın çarptığı şişelerde başlar
Şişenin içindeki hava akımının yönünü
Bir tabiat olayı görmek
İstanbulda mini etekli
İşten çıkıyor
iş işten tin ten
ni
Çatı katındaki o evde
Güvercinlerin nefes seslerine uyanırdım
Onlar da benim nerede olduğumu bilirdi
Pijamamın sıcaklığını
Yüzümün soğukluğunu
Göz kapaklarımı kapatıp gözlerimi ısıtırdım
Parmaklarımla ezerdim yorganın ucunu
Bunu ilk ne zaman yapmıştım
gece rüyamda gözlerinden kurt çıkan
Bir güvercin gördüm
hiç olmayan yerde seyirciliğim oldu
farmakolojiye ihtiyaç duydum
farmakolojinin olmaması yakınlaştırdı bizi
istanbul benden sevdiklerimi aldı
kaybettiklerimin yerine güvercin koydum
onlar da bana n’olduğunu bilirdi
