Beni bir kez, bak bir kez tanısan, sevmezdin!
Cenaze töreni barbisi gibi
Kabile benim için geri dönsün, diye bağırdım kendi yüzüme
Kabile hayatı geri dönsün.
Daha güzel yaşamak için mümkün kıldıkları her şey
Modern bir tehdit gibi ellerimizde gezmedi mi yeterince?
Olması gerekenin, olmaması gereken şey olduğunu öğrendiğimizde
Çevrimdışı bir yüzle bakmadık mı birbirimize?
E ne diye tükürmedik?
Navige edilmiş o bedenle
Kendini saklamak için artık çok geç
Neler başaramadığımızı bir duysan korkarsın çünkü.
Kırık bir şeytan bacağı var yanımda
İşe yaramaz aptal ve yük
Babadan kalma bir itaatsizlikle
Tek bacaklı şeytanıma gülümsüyorum
-Bu da mı olmadı! –
Plastik bir torbanın içinde turuncu bir ışık gibi dışarıya nefes veriyoruz.
Maraz bir canavarın birikmiş bir sakinliğe nasıl dönüştüğünü kafana bunu sok dedikleri her şeyi kafamdan çıkardığımda gördüm.
-Sok şunu kafana, bunu sok kafana tamam mı, dedikleri her şeyi… Anladın mı?-
Şimdi bunu da sok kafana!
Korkak ve kırılganım
Bir şeylerde kalabilmek için çok bekledim:
Sakin kafada
Akli dengede
Mutlu olmakta
Sadık kalmakta
Çünkü kendinizi sevin, kendiniz tamir edin diyerek kendi keşfime çelme atan kişisel gelişim zırvaları yüzünden insanlığımı şımartmaktan korktum
Evet, korkak ve kırılganım.
Seninle Hi ve Ho olabilirdik. Güneş ve ayın hareketlerini gözlemleyerek takvimi düzenlemek ve dini ritüeller için doğru zamanları belirlemek dışında başka hiç işimiz olmadan sabahlara kadar içmek ve her şeyin sonu üzerine konuşmak isterdim. Ne dersin Ho?
Kayıtsızlığın bazen kaçmak olduğunu da biliyorum
Kendimi uykuya bu kadar hızlı teslim edişimden anlıyorum; bir şeylerden nasıl tırıs gitmek istediğimi.
Yetiştiğimiz yılların ne kadar efsanevi olduğuyla yüzleştim bu sabah.
Ve şöyle dedim:
Ah, benim vaktim çok
Durup ince şeyleri anlamaya*
Ağustos 2024
*Gülten Akın İlk Yaz Şiiri
