kara radyasyon levhalarına bakmakla geçen ömrümüzü
kargaların gagalayarak şereflendirmesini kutluyoruz shakespeare
sanal krallıklar çürüyen şeylerin üzerinde büyüyor durmadan
kadim olan her şeyi yüklenmiş bir uzay gemisi yavaşça uzaklaşıyor istasyondan
“deadline”lar şiirin kelime arşivine giriyor
ve patlatıyor gemiyi hiç acımadan
şair anne diye bir hesap açsam da geri kalmasam şu çağdan
derken bu kullanıcı adını alamazsınız diyor ekrandaki uyaran
ismi kullanan kimmiş bakıyorum:
anne, hem şair hem aşçı hem operatör doktor
papyonlu oğlu ve kocasının kollarında seksi vücudunu sergiliyor
tanrıça olarak yaratılmış kullarının arasına katılamadığım için üzgünüm instagram
bu var ama yok çıplaklar plajına karşı soyunuyor
ruhumuz don kiş ot, yelsiz değirmenlerin vatanı
şair teyzeniz olurum belki gençler pek “anlamıyor ben”
toprağında yürümediğim bu sanal otağı
dantel kodlarım oyunlarınıza ne dersiniz,
belki yaratırız hep birlikte ileri bir ikon sanatı
böylece şereflendirebilir masamızı disney’in sirkinde
hünerlerini sergileyen mitos tanrıları
madakçadan devşirdiğim bir özne olarak
size sesleneceğim “bayım” şiirin tam ortasında
kim yalnız kalmak ister ki ruhuna doğru uzanan karanlık bir ormanda
öpüyor beni durmadan dönüştürmek istiyor farklı bir varlığa
yeşil, kırmızı benekli, bakışları anlamlı
manyetik rezonans cihazlarına karşı oldukça korunaklı
içimde keşfettiğim, bir tür zehirli kurbağa
insanlıktan çıkışımızı kutlamak için yaşasın üç kere
tüm vıcık, tüm yeşil, tüm vırak
haliyle tarihe karışan eşref-i mahlukat
ucubeysen sorun yok işeyebilirsin
dante edasıyla leydi jessica’nın turuncu inciline
öldürüp tüm varlığına el koyduğun tanrının kitaplarını
gökten indiğin için talan edebilirsin
karakargaların gagaladığı
yenilip çiğnenmiş boş ambalaj kâğıdı hayatlarımız
kargalarla değil ebabillerle anılmak da olurdu,
taşlanmak, yere serilmiş ekin olmak…
taşın ağırlığı, başağın doluluğu…
daha şerefli kelimelerle anıldı bizden
ebrehe’nin bile ordusu
