geldim. uzun uzun geldim. kısacık geldim.
sana hep oradan. yalnız gittiğime sonra kalabalık.
birdenbire rengarenk. ağır ağır solgun ve mono. geldim.
sandılar ki çizgin bir yüzün en uzun
yazgın bir filmin en sessiz yerinden.
öylesine sandılar.
babamın oğluyum, böylelikle ilk olarak(önce) babamdan geldim.
yazıktır ki annem diyemem.
sonra mutlaka arka sokağından bizim o ilk evin
her yerinden.
yani bir çocukluğun yeteri kadar hatırlanmadığı
ama çok da unutulmadığı o evden.
ağabeyimin bir oyuncak gibi beni sevmesinden
bir oyuncak gibi duymamasından da.
geldim.
hiç yalnız uyumadığım o evden.
ilk aşkımı anlattığım ama tanımadığım o kızdan,
ilkokulda kafama vurulan o tahtadan da.
beni hiç dinlemediler, böylece inanmadım onlara ve onların inandığı ne varsa.
yutmadım adı personayla süslü çok yüzleri.
yutmadım çok farklı olmadığım gerçeğini de.
yutamadığım büyük lokmalar ve bazı laflardan da geldim.
yani uzun uzun. yani kısacık.
böylece “ beni hiç “ , “ beni hiç “ bir torbayla kendimden uzak bir yere,
en çok yaklaştığım şu hayatta
böylece en uzak uçuruma
bir durağı yuva sandığım.
taze bir ormanın çürüyüp gideceği
kendinle birlikte amansızca ve vicdansızca beni de bozacağın,
bu tenha bu korkunç sana
yıprana sızlana geldim.
böylece gelmiş bulundum senden de.
bütün kadınlarda aradığım senden.
dedim ya dinlemenin suç olduğu
doğu doğu güney güney boyanmış o evde
annen baban dinlememiş ki seni.
kim niye dinlesin o sebeple. hem kim kimi niye dinlesin.
olmadığı gibi böylece kimse
olmuyor işte kendim de .
yani diyorum ki ben tutturamıyorum yaşamın telini, doğru sesi bir türlü çıkaramıyorum işte. “ömür” diye giydiğim gömleği olduramıyorum bir türlü üzerime
böylece klişelere kurban gidiyorum.
demek ki ben de biraz klişelerden geliyorum.
bundan sonra nereye nasıl giderim bilmesem de
oralardan da geleceğimi iyi biliyorum.
biliyorum işte.

son yayımlananlar