Çağın dur bilmez ozanı. Nakkaşın parmak ucunu delen yara, izi mahur. Bir harf değdiğinde başka harfe, durmalı zaman. Üzerinde çığ, üşüyen alev. Nasıl umulursa su Tanrı’dan, kurursa kağıttan kesik dudak. Saik. Dolup boşalan baraj, tohumdan sökülen ağaç, besili balık. Ağzındaki yarık acıtmaz damağı. Lezizdir biraz ölüm. Zincirin paslı anne eli, hangi kapıda? Gir, diyor içeri bir ses. Çık, diyor öteki. Üstüme sinen kesif ağrı, geç kalmış gölgesi. Tutar bacağımdan, usulur adımlarım. Hörgüç yılı bin. Tozu süpürsün buğdayı. Kula tomurcuk köle, aşılı her kavakta. Bilir Tanrı bilir. Asar sarılarımı asal. Sırtımız açık cirit cinlerinde. Yılışır soluğu duvarın. Etinden insan parça. Düşen denenir eksik yapboza. Işıklar söner, aynışır siyah. Gül atan el, acıkır bahçeye. Talan edip tilkiyi, diken batar önce. Güneş. Tutulur güller, yağmur düşer o zaman. Mahzenlerden dağılır gülüşler tomur. Şemsiye açar kaçkın çocukları toprağın. Çektikçe yaban otları çoğalır, bitler yürür kanına. Ama nasılsa durmaz ozan, elinde iğne. Gir, diyor içeri bir ses. Çık, diyor öteki. Ama nasılsa durur ozan, elinde yara.
