iki pencereden bakar dışarı
pencereler sallanan bir kubbenin
iki oval açıklığı
ekseriyetle
köşede bir yerde
karanlıkta oturur
içerisi ışık görür
fakat onun gittiği her köşe
karanlık kalır
o bakmaz
yalnızca oturur
iki eli dizlerini kilitler
başını çok aşağıya bir yere indirir
göremez kimse
sanki boynu yukarıda dikili kalır
ve kafası saklanır
kaybolur
o kubbe hep sallanır
hep titrer
o baktığında dışarı
aşağıya
uzaklara
bir şeyler görür
bazen o kubbe genişler
genişler
ve göğe açılır
birden kırmızı ışıklar basar içeriyi
(nasılsa hep bir içerisi vardır)
rüzgarlar girer çıkar
o kollarını açar ve hava onu aşağıdan yukarıya kaldırır
dışarısıdır her yer
kolları açık
o ve avuçları göğe bakar
(ve nasılsa hala bir içerisi vardır)
kubbe her şeydir
bazen o kubbe daralır
o daraltıyı sever
fakat daraltı şımarır
ve daralır
bir baktığında anlar
daraltı tek gerçektir
doğanın kanunu ve tek kanunudur
tek kanundur
daraltı taştan bir duvardır
üstüne daralan ve onun gırtlağını sıkan bu kubbe
küçücük taştan duvarlardan oluşan
basit bir mozaiktir
renksiz
kubbeden dışarı baktığında
sağ ya da sol pencereden
aşağıya veya uzaklara sarktığında
hep bir şeyler görür
içinden çıkmak gelir
(nereye)
fakat yalnız olduğundan emin olduğu o yerde
onu bir şey içeriye çeker
eğilir
bakar
ve görür
kendi kolları kopmuş ve kan revan içinde yalvarıyorlar
tutunabilmişler
sarkan kemikler taşa saplanmış
tutunmuşlar ve onu bileklerinden yakalamışlar
tutmuşlar
çekiyorlar onu içeriye
kendi elleriyle
başka kubbeler yok
baktığında gördüğü
hatta uzanıp dokunduğu
belki inandığı
bazı şeyler var
fakat o hep içerde
var olan her gerçek
içeride
kubbenin altında
onun gerçekleri
hep içeride
dolayısıyla gerçekte içeride
ve ne yazık ki bunların hepsi gerçek
o bir duvara yaslanıp soluklanamaz bile
gerçekler eğimlidir
o ortada durur
yere yatar ve göğe bakar içeride
tek gerçektir kubbe
doğanın kanunu ve tek kanunudur
tek kanundur
üstüne daralan ve onun gırtlağını sıkan bu kubbe
küçücük taştan duvarlardan oluşan
basit bir mozaiktir
renksiz
