Karaumurbey caddesinde ihtiyarlar,
Taş yolu kabartmış ihtiyatla koca bir ağaç,
Güvercinlere ekmek diliyor bastonu bileğinde asılı.
Bir başka yaşlı;
Mübarek çınarla kıyaslar elindeki kırışıklıkları
Tarlada çapa atmaktan nasır tutmuş vakti zamanında.
Halbuki koca çınarın böyle dertleri yok,
Aynı yerde dururmuş yıllar yılı.
Gerçi şu uykusuz geceler de olmasa
Yokmuş yaşlılıktan yana şikâyeti.
Kasketini düzeltmeden evvel ihtiyar,
Dalıp gitti torununa benzeyen bir çocuğa durakta.
Oğlanın yüzünü belki seçemedi yıpranmış gözleri.
Döndü Ali Bey’e, uyandı rüyadan ansızın:
“Kalmadı artık bereketi eskiden buğday fışkıran toprakların.”
Vazgeçmiş gündendiler güneşe dönmekten,
Hatırında dahi kalmamış tezahürü güzelim üzüm bağlarının.

Sahi güvercin deyince;
Geçen gece rahmetli gelmiş aklına. Elden ne gelir?
Bir avuç dua etmiş eşine, eşinin ezberlettiği kadarıyla.
Canı sığmayıp göğsüne, bir heves koşarak balkona
Çiçeklere dert yanmaya ilişmiş de…
“Açmazlar eskisi gibi renklerini Ali Bey, açmazlar.”
Üstüne bir de geçen gün
Taşkınlık çıkarmış arka mahalledeki Romanlar.
Önce ince bir klarnet sesi uzaktan, sonra bağırışlar…
“Kimse kalmadı gayrı delikanlılıklarımızdan.”
Ekmekleri gagalayan;
“Te şu çınarın güvercinlerinden başka.”

17 Mayıs 2022

son yayımlananlar