(Our gravity has been our major curse)
We’ll cast off hawser for the universe
Robert Frost
parşömenleri bıraktım
bıraktım kil tabletleri
duydum kanatlarımda titreşimlerini boşluğun
zamanın ağırlaştığını, ışıdığını birtakım anomalinin – –
”ben de gördüm. yeniyetme bir krala sunulduğunu
kristal tacının. yanakları al göğsü kıvılcımla dolu.
gördüm, bir sürüngen deri değiştiriyordu… suyu yalıyordu
dokunaçları şeytanların. gördüm
bir mahşer-i muntındı kaynaşan.”
– – yanlış lehimlemiş göğü tanrı
nefes almak güç oksijen tüpleri olmasa
işte!
kraliçe paslı tuvaletini kuşanıyor
mıknatıstan kolyesi boynunda. refleksleri monoton.
yürütüyor bulvarlarda tanklarını karanlık
dolmuyor ne olsa gövdesi
toz bulutlarından, meteorlardan, galaksilerden
daima o geniş
siyah dokuyu arzuluyor
başkalaşan ilkel organizmalar
bilgisayarlarda mavi ekran. ve kıyılar
yakında evrimleşecek mahluklarla dolu
hepsi aynı sesi duyuyor. sahne kurulu
”şarkısını suyun, şarkısını ölümün, şarkısını kıyametin
söyleyeceğim. bakir sesler, bakir sözlerle. bıyıklarım metal.
yakut bir adadayım. önümde uzanıyor o bitimsiz
obsidyen kanyon. yanaklarım al. bilmiyorum, hangi
gezegenin yörüngesindeyim. uzayda eğlence diyorum
buna. geleceği şekillendirmek diyorum…”
fırlatıldım kaynayan bir kayadan bir göktaşına!
her şey orada başladı, orada şekillendi
zımparalanmış tenimle şimdi burada kaynak
yapmakla uğraşıyorum. uçacağım yakında uzağa.
ayarlamalarım kuşkulu. büyütecim cebimde.
üstüm başım kir. giderek daha da benziyorum karanlığa
çünkü boşluğun dedektifiyim,
renksizin.
