Kaplamları, düzleştirince bir şey elde edilir,
Bu düzlüğü oradan biliyorum.
Ohio vardır, Bulanık yahut Derecik vardır.
Ben de varım.
Bu aralar varoluşa kafayı takıyorum, çok varmış gibi.
Life and other things yani.
Yayın başlıyordu, bir ve çok büyüyeyazıyordu, bense durmadan ağlıyormuşum.
Bilmediğim şeyler, bildiklerimi geçince büyüdüm;
“Böyle tumturaklı mıydı her şey?” gibi sorular devşirdim.
Yaşam, taklacı bir güvercin değildi ancak ne olduğu konusunda, bir sürü fikir, bir sürü telefon edince alınan “alo?” sesi, bir sürü işe yarar şey, bir sürü insanı olur olmaz dindirişlerdi /yani neredeyse.
Turnusol vardı ve neredeysen oraya gidebilirizdi bu, orada da ölebilirizdi, hem bir farklılık olurdu.
Bir sürü ses, bir sürü el, bir sürü düz şey;
Yamuktu, tarihti, bir babayı ölü düşünmekti, aynaya bakınca aynı babaya giderek benzemişlikti, dikizdi ve binek bir yalnızlıktı.
Bir sürü renk, bir sürü bulamaç, bir sürü taraz,
Bir sürü doğru vardı, hangisi en doğrusuydu, bilmiyordum /niçin mühim olsundu ki bu?
“Bir yanlış hep doğruyu belertiriyordu da mesela nelerdir kından meydana gelmeye yol açanlar?” diyordum.
Durup sıralıyordun karşımda:
1-galiba yaşamak işiyle iştigal olamamak.
2-birkaç sabah uyanınca kaburga altından bastıran bir ağrının sigarayla ilgisi olduğunu düşünürken annelerin, aslında her şeyin mutsuzlukla ilgili olduğunu da dipnot düşmeden edemiyor olmaları.
3-belki gür sesle tekrar edilmiş, eski bir metin gibi yapayalnız ve tozlu bir tarih sahnesinde duyarsız kalmışçasınalık.
4-nitekim durduk yere bastıran yüksünmekler.
5-ve özlemek.
Tüm bunların haricinde, hattın öbür tarafında bekleyen sefil bir yalnızlık.
İsmini susarak da söyleyebilirdim senin.
Hepsi buydu.
Rejiden rica edilmiş bir metni, bas bas bağıran ve tonlarca ağır terennümde bulunan kişiler, yok diyemeyiz /vardılar.
Birbirinden hep habersizlerin dünyasında, birbirimizden hep habersizken, dünya biraz tuhaflaşmış birşeyolmaküzereydi: bundan.
Düzleri değiştirince düğüm de yenilebilir, tek salık verdiğim buydu /benimse.
Elbet isteyenler ölebilir, köprüler bunun için var, tren rayları, lokomotifler, kondüktörler, insanlar,
Elbet isteyen ölmeyebilir, yaşlanmak bunun için var, yiten çocukluk, yumruk bahçeleri, yaş almak bunun için.
Kendimi yenilenebilir bir şey sanıyor olmamı saymazsak ikisinin arasında bir yerde, ikisinden birinde, bir diğerinde ne olduğunu düşünerek, ötekinde beni neyin beklediğini bilmeyerek, yaşayıp bekleyerek ve biraz ölmeye özenirken
Duruyor ve ÖYLESİNE YAŞIYORUM.
Bu diz, bu ne fena memleket, bu “tanrım bu güzelliklerden bizi mahrum bırakmadığın için sana çok…”bu beni rahatsız eden sesler bütünlüğü çok şeydi senin yanında /canlı yayında cansızı oynayan kimdi, bilmiyorsundur: işte bu, öylesine.
—knock knock!
—who is that?
—dead guy in live.
Çok üzülmek, çok ağlamak, çok darılmak hep aynı.
Çok ayrılık, çok annesizlik, çok mecburiyetse hep ağrı.
Çok canlı yayın, çok cansız yarın, kesişim kümesiydi.
Je t’aime, te amo, birlikte yaşlanalım ve muadili şeyler bazen iyiydi, sürüyorduk biz.
Bazen
Ölmeyi geciktirici etkileri vardı iyi şeylerin.
Bazen duvarlarla konuşmak, bazen insanlarla oluşmaktansa bazen
Hep daha bir şeydi bunlar,
Bazen
Daha merci, daha mecburi, daha portatif, daha sefil,
Daha ölünebilir yerler arıyorum ama niçin aradığımı bilmiyorumdur.
Daha doğu, daha terk, daha tayin, daha öz şefkat oluyorumdur /niçin?
Bilmeden, cevapları mühimsemeden,
Pick and roll da diyebiliriz tüm bunlara, basit bir münakaşa da.
Bir güneş, her yerde aynıdırı da düşünebiliriz, yok yok bambaşkadırı da.
Bir yankının ters düz olması da muhtemel, buna benzer bir anlamı kurmamıştır ancak böylesi daha önce görülmemiştirin böylesinden de başkası, zannederim ki olmamıştır.
—Olmamışsa bunu olmuş sayabilir miydik?
—Kuvvetle muhtemel.
Tek soru, tek ders saati, tek uyuklama:
Hayat, teoriler ve pratiğe dökülenler neye benzerdi?
Bir süre cevapsızlar burada, araya reklamlar, kamu spotları, köprübaşında can vermişlik, yani ölmüşük.
Bunları hep boş verdim.
İç içe geçmiş irtifa dilekçelerini okudum, tüm gün bunu yaptım.
Lady Gaga’yı, hayatı, ölüyor olmayı ve hakkında düşünüp durdum yarım ağızla.
En büyük yerlerde, hep en küçüğü oynadım.
KENDİMDEN BİR ŞEY YAPACAKTIM AMA NE?
Hep bir kereye yamandım.
Bulamadım.
Yine de iyiydim, yine de iyiydin.
Üstelik gönye kullanmamıştık, sabaha uyanamayacağımızı düşünüp durmuştuk.
Çok acı yoktu, kararındaydık.
Şekilleri biz çizmemiştik,
Eksenler, dünya turları, tutulmalar mühim meselelerden değildi.
Anlamlar iyidir, yüklenilir, kurulunur, karmaşalaştırılır,
Böyle demiştim.
Böyle demiştin:
—hayatta mısın?
—yani galiba.
Peki boşluklar, bir araya geldiğinde, kendilerini yediğinde, kendini böldüğünde,
Peki daha büyük boşluk, büyümeye neticelendiğinde,
Peki mitoz muydu bizim ölünmemiz de yoksa başka bir özenti hali mi kasıp kavurmuştu boşluğu?
Susmuştuk.
Bitmeyen rüyalar yapmışlardır belki, onu yaşıyoruzdur.
