Maurice Blanchot’ya…

Rüyamda, rüyamsı şeyin içinde
Çekme deneyi numunesiymişim
Filvaki, noktasal bir hataymışım içinde
Numune çelikten, ben boşluktan varmışım

Sırtımda Dünya’nın ağırlığı
Göğsümde Dünya’nın ağırlığı

Babam ekmek almaya gitmiş sabahın köründe
Annem kahvaltıyı hazırlamış
Ekmekler kızarıyor döküm sobanın üstünde
Yanık buğday kokusu doluyor burun deliklerime

Boşluk sünek midir, mat mıdır, saydam mıdır?
Bir hatayım çelik rüyanın içinde
Kollarımda Dünya’nın ağırlığı
Bacaklarımda Dünya’nın ağırlığı
Geriyor beni makinist yavaş yavaş
Newton Newton bölü milimetrekare

Annem siniye koyduğu kahvaltıyı masaya taşıyor
Babam stüdyoya girecek, kravatını bağlıyor

Anne ben tokum, tokluğum gayet iyi
Esniyorum, esnekçe geriliyorum rüyamda
Uzarken inceliyor boynum, kollarım, bacaklarım
Daralıyor yeryüzüne açık gözlerim, kulaklarım
Martinime kim tanık olacak, mermi yoluma, barutuma kim?
Hurdalığa doğru akacağım birazdan

Anne dürtmekle olmaz, ışığımı yak uyanayım
Baba ıslıkla olmaz, filmimi aç uyanayım
Kayıyor çelik yatağım altımdan
Nefesim göğsümden, tırtıllar tenimden
Elveda demiryolum, çocuk arkadaşlarım

Sonra akmaya başladım
Önce adacio, andante, andantino
Vivo, presto, prestissimo

Her şey bir anda olupbitti
Annem beş yüz kere dürttü
Babam bin defa şakıdı
Sen beni bir kez bıraktın
Göğsümde elinin izi

Güneş bakıyor
Makine işliyor
Makinist not alıyor
Ay uyuyor
Ben uyanamıyorum
Akıp gidiyorum:

Ne zaman sokakta yürüyen bir üveyik görsem
Hemen kırlangıç kılığına girer, üstünde süzülürdüm
Rüzgârın molasını kollar, akbasma pal kardeşliğiyle
Dostum sen kafeste mi doğdun, neden korkuyorsun?
Uçsana, uçsana derdim

Bir eşik daha, hızla yaklaşıyorum
İçim yanmaya başlıyor, atomlarım üşüyor
Kayak tatiline çıkmış tüm kardeşlerim
Bir çatırtı, bir daha, kopuyor çelikle bağım
Oysa ben metal değilim
Noktasal bir hatayım
Havayım, boşluğum, nefesim
İşte boynum
Sündüm, çiçek sapı kadarım

Son eşik de geçildi
Yıkım zamanı yakın
Duymuyorum
Ağırlığını Dünya’nın:

Ne zaman çiçeklerle kelebekler savaşsa
Düzensiz kırlara koşardım
En algın bitkisel yaşamı bulur
Üzerine titrer, gıptayla seyrederdim
Bu arada çoktan ayrık kılığına girmiş
Ot diliyle düşünmeye başlamış
Benzerliğin büyüsüyle delirmiş olurdum
Sonra aklımdan kalemlerimi çıkarır
Gönüllü bir arkadaşımı boyardım, çıplak –
“Yaşamın kıyısında tutunabilmek için mi çiçek topluyorum?”

Ne yaklaşabileceğim bir gerçeklikti şiir
Ne kesinlik, müptelaydım sadece
Varlığını bilmediğim gecenin hiyeroglifine
İçimdeki yabancı kurt heykelin pençesine
Düşünkeş balıkların erotik sevincine
Okudum, yürüdüm, baktım, çözdüm
Yolun sonuna geldim
Sessizliğin sesine

Umutsuz olmam gerekiyordu oldum
Putum yoktu, yine de caydım
Tanrım yoktu, yine de kaçtım
Şaşırdım, dalgalandım, yandım
Ufkum Muson, geleceğim Fırtına

Kopacaktım
Koptum

son yayımlananlar