Ben ötekimle hiç karşılaşmadım,
Ötekimi hiç görmedim,
Camdan mı gördüm,
Hiç mi görmedim, bilmiyorum.
Üç deli genç yürüyordu;
Üç gencin yürüdüğünü gördüm penceremden,
Bahçedeki kavakların arasından sıyrılıp kayboldular.
Ötekim beni görmüş mü bilmiyorum;
Yemek yerken “Angut” dediğini işittim.
Flu belirsiz bir fotoğraf,
Yine de onu hiç görmedim sayılır.
Onunla kıyıda kendimi dinlemek isterdim;
Sanırım bu fiziksel olarak olanaksız.
Eşyanın aynen nakli,
Bilemiyorum, belki de fiziksel olarak olanaklı.
Bu bilgiyi asla bilemeyeceğim;
Biri anlatırsa ona para vereceğim.

Ben ötekimi hiç göremedim,
Ötekim beni dürbünlerle izledi,
Ötekim hapsoldu,
Tacizlere maruz kaldı,
Tecavüze uğradı defalarca,
Kurşuna dizildi,
Sokaklarda sürüklendi,
Öldü, Yurt’tan geldi.

Ben ötekimden imdat diledim,
Samandıra’ya atıldığımda kurtarabilirdi hâlbuki,
Büyük acılardan geçtiğimde.
Biz, hançerleri birbirine saplı kardeşleriz,
Kardeşiz ve görüşmüyoruz şekerim.
Onun beni görme olanağı var,
Benim onu görme olanağım yok,
Ya da benim onu görme olanağım var,
Onun beni görmesi imkânsız olabilir.
Evet, durum bu kadar karmaşık…

Ahşap zeminli eski apartmanda uyuyordum,
Şimdi söyleyeceklerime inanmayacaksınız:
Öteki benliğim otomobilleri savurup parçalıyordu kâbusumda,
“Bu ben miyim lan?” sorusuyla uyandım.
Otomobillerin markası Hyundai’ydi,
Japon teknolojisini protesto ediyordu,
Ben ahşap tavandan üst kat seslerini dinliyordum,
İşittiğim seslerini anlamlandırmaya çalışıyordum,
Plaka harfleri şifreleri bizi ölümüme sürüklemekmiş,
Fark etmedim, çocuktum.
Oyun ciddiymiş;
Oyun ciddi olur mu?
Oyun ciddi olurmuş.
Mahzun Vatan gazetesi sekiz sütuna manşet:
“Olay ciddiymiş” ironisiyle alaya aldı bencileyin.
Televizyonumdan Larry King’in küfrettiği sabah,
Anladım ki oyun dünyalıkmış.

Akşamında adaya sürüklendiğim yılan oyunu,
Çocukluğumdandı bütünüyle.
Onu hiç görmedim,
Belki o gün adada olanları uzaktan izliyordu,
Belki benliğimleydi,
Ötekimle ölüp ölüp diriliyorduk.
Âşık olduğum Burgaz’da beni aşkımla buluştururlar sanrısıydı,
Adalı fantontuncu Rum Niko,
Yıldızlar uzaklığında öteki Niko,
“Evine git” dedi kederle.
Başıma gelebilecekleri seziyor, hatta biliyordu,
Yutkundu, çünkü ikimiz de gâvurduk.
Çünkü kilisede bana saygı duyarlar sandım,
Kilise de bir sistemin kilisesiymiş haberdar oldum.
Sistemin halkalarından biri,
O halkalar birbirine çarpmadan dünyayı döndürüyor.
Niko olacakları biliyordu,
Niko da kiliseden kovulmuştu,
Niko pazarları kiliseye gitmiyordu,
Niko kiliseyi ihmal edenlerdendi,
Ama gâvurdu, gâvurduk,
İşte bütün mesele bu.

Ne Müslüman kendimi gördüm,
Ne gâvur “öteki”yi.
Hatta aynada yüzümü tanımadım hiç.
Çöp duygularıyla savaşırken sistemlilerin,
Antideprasanlarla kimliğimi bulurum sandım.
Parasetemoller, mide koruyucular, sinir uçlarını onarıcı ilaçlar,
Acımı unutturacağını ve bir daha hatırlamayacağımı düşündüm;
Geçer gider zannettim, geçer gider zannettiler.

Şiddetli büyük bir kapıyla geldiler,
Ki o şiddetli büyük kapıdan geçip-ölüp,
Sessiz sedasız gömülmemi istiyorlar şimdi.
Bilsinler ki alçacık gömülmeyeceğim,
Canlarını sıkacağım onların.
Onlar kim mi?
Canlarını sıkacağım karakollar mı?
Kendi toplumlarının gâvurları, yok Müslümanlar,
Tanrıya inanmayanlardan, hatta şeytanın çocukları,
Müstesna da değil, yan sanayii.

Ötekimi hiç görmedim,
Tehdit sesleri duyma şikâyetiyle hastaneye kaldırıldım.
Sesler şiddetlenince bir gece
Ve yılan derisine benzeyen şeytanın dokusunu gösterince mücahitler,
2001 Kasım’ı gecesi üçüncü kattan attım kendimi.

Ben ötekimle hiç karşılaşmadım,
Galiba Serencebey’de Cumhur “Kardeşini gördüm” dedi ona.
O da ne yapıyordu? diye sordu
Esir düşmüştü, sorusu kadar esirdi,
“Ne yapıyordu” sorusunu soracak denli esir.
Gri çelik kapısından kaçmaya çalışırken,
Görüntüsünü gördüm onun, sayısız görüntü gördüm ben;
Hiçbiri devlet sırrı değil,
Gözü önünde cereyan etti çünkü toplumlarının.
Toplum karakoldur,
Sidik kokan pis bir karakol,
Lağım kokan leş bir karakol,
Yalancıktan yardıma koşmaları, iyilikleri,
İyiliği kötülük için yapmaları.

Ben ötekimi hiç görmedim,
Şafakta vakti bir yakaza değdi gözüme
Dört peygamberi bir arada.
Önce bembeyaz İsa Mesih geldi,
Ardından rengârenk Musa,
Kıpkızıl can Ali,
Evliya yeşilleri içinde Muhammed.

Yakut işli hançerini çıkardı Muhammed,
“Levent peygamber efendimiz” diye söze başlayan kız annesine,
“Kızını bu çocuğa ver” diye bağırdı,
Hançerini duvara sapladı hiddetle.
Alt katta ağabeyler Mehmetler gülüşünce,
Anladım, oyun daha da büyük,
Oyun çok ciddi.
Oyun ciddi oynanmalıydı;
“Neye inanmak istiyorsan ona inan” dedi oyun kurucu United States yankıyla.

Ezeli ve ebedi Allah’a teslim oldum,
Tevekküle bıraktım her şeyi,
Her semavinin mistisizminden öz aldım;
Mesih’in temiz sıfatından beyazlık,
Yarası hâlâ kanayan mürşit Ali’den kırmızı,
Rengârenk Musa’dan muhafaza duygularımı,
Muhammed’den oruç ve yoksul zekâtı.

Ben ötekimle hiç karşılaşmadım,
Zaman zaman bir şeyler yapmamıza izin var.
Şimdi rahmimde olduğu gibi,
Ben ötekimi yakaza gecesi anladım.
Gri Hyundai’leri niçin savurup parçaladığını,
Oyunu ciddiye almamıştım.
Herkes aşka inanıyor sanıyordum,
Velhasıl ötekimle hiç karşılaşmadık.
Ne vakit karşılaşırız bilmiyorum;
Şimdi ayrılık zamanı.

5 Ocak 2023 – Acıbadem

son yayımlananlar