“patlayan ideoloji ezbere padişah serinliği iki ileri bir geri ver mehteri namluya
dünyanın düz maddenin bölünemez bir bütün olduğu konusunda uzlaştık
mahalleden arkadaşlarla
evet beyler şimdi kimlikleri görelim gömelim hüviyetimizi göz altı torbalarımıza
akdeniz’de bir kısrak başı gibi savrulup duran er kişi niyetine
devam et burada bekleme yapma”
Anıl Cihan, Benden Haber Alınamıyor. Buzdokuz 17.
Seçim gündemi bizi fazlasıyla ve haklı olarak ele geçirdi, şimdi bir süredir ara verdiğimiz SSS mini soruşturma dizisine devam ediyoruz.
Üçüncü bölümde ilk sorumuzla ses ve şiire değinmek istedik. İkinci soruda politik şiir konusunu irdeledik. Üçüncü soru ise önceki soruşturmalarda şairlere sorduğumuz ‘’İlk okuduğunuz şair, şiir ya da kitap hangisiydi? Bıraktığı etki nasıldı?’’ sorusunun bir uzantısı aslında.
Üçüncü bölümün ilk konuğu sevgili Anıl Cihan. Kendisine teşekkürler ve okura keyifli okumalar.
Rıdvan Ardıç
- Ses şiirde bir ‘’sine qua non’’, olmazsa olmaz mıdır? Şiirdeki yeri için ne söyleyebiliriz?
“Ses” şiiri destekleyen, bir noktaya kadar kuvvet katan, yerini yadsımadığım/yadsımayacağım bir unsur. Fakat şiir için olmazsa olmaz demek, sanırım bu organik yapı içerisinde kendine yer bulan diğer bileşenlere fazlasıyla haksızlık olur. Bugüne kadar, yeryüzünde yazılmış onlarca şiir bize her iki durumu da kanıtlamadı mı? Çok değil, şiir tarihimizi biraz olsun inceleyenler görecektir ki, ses şiirde en önemli unsur olarak görülürken, hatta şiirin ses için var olduğu savı öne sürülürken, bu algı ve yaratılan tavır şiirimizde ortaya çıkan yenilikçi yaklaşımlarla bambaşka bir noktaya evrildi. Evrilmeye de devam edecek gibi görünüyor. Şiir içindeki yeri/konumu ise, dahil olduğu şiire kattıkları ya da yapıdan eksilttikleriyle müsemma.
- Politik şiir yenildi mi? Ya da doğru zamanı mı bekliyor?
Şiirin bir kazananı olmadığı gibi, onun bir müsabaka, galip gelinmesi gereken bir alan, bir kulvar olmadığını, bu sebeple yenmek ya da yenilmenin şiirin tabiatıyla örtüşmediğini düşünüyorum. Olsa olsa, değişen ve dönüşen yaşamın dinamikleri içerisinde “politik” olan, son dönemde “politize” bir üslup ile doğrudan değil de dolaylı yoldan şiirin yapısına girmiş, orada kendine yer bulmuştur. Şiirin organik ve hareketli yapısı, farkına varsak da varmasak da zaman ile dirsek teması halinde. Doğru zaman/yanlış zaman, ilerisi için bir yargıda bulunmak güç fakat zamanın şiirinden çok, şiirin zamanı daha çok ilgilendiriyor beni.
- Güncel şiirimizde dikkatinizi çeken, ‘’Şiir bu istikamete doğru gidiyor’’ diyebileceğiniz şiirler ya da şairler var mı?
Yaşamın tek kanaldan ilerleyen bir süreç olduğunu hiçbir zaman düşünmedim. Tam bu noktada ben de bir soru sorayım: Yaşam tek kanaldan ilerlemiyorsa, insan yaşamının ve özelde şiirin tek yönlü olduğunu kim iddia edebilir? Her an etkileşime açık bir hayatın içinde yolumuza devam etme gayreti içindeyiz. Metropol, şiir ve şair üçgeni temelinde hıza dayalı bir ilişki. Bence büyük şehirler, yani etkileşimin hiç durmadan devam ettiği sosyal yaşam, şiiri her zamankinden daha fazla besliyor. Durmayan, hemen her saat faal bir yapı içerisinde kendi çarkını döndüren şehir elbette şairini sayısız iletişim kanallarına sokarak kendine dahil ediyor. Yukarıda çizmiş olduğum bu tablo, şiirin yalnızca bir yönü. Sizin istikamet, benim “yer/yön” olarak nitelediğim bu durumun yanına sayısız “istikamet” ekleyebilir ya da çıkarabiliriz. Bu kadar çok seçenek arasında söyleyemeyeceğimiz tek şey, “Şiir bu istikamete doğru gidiyor” olur. Şiir birçok yöne, kuvvetle yürüyor. İyi ki…
