’Bu manifestonun hiçbir maddesi mutlak değildir. Diyalektik şair, şiirin kaidebiçici tarafını inkâr etmez.’’ (Diyalektik Şiir Manifestosu’nun son maddesi, Burak Ş. Çelik, Buzdokuz #16 Mart Nisan 2023)

Soruşturma dizimize Burak Ş. Çelik’i davet etmeyi çok istiyordum. Çünkü kendisi Buzdokuz’daki yazılarında şiir ve şair üzerine arayış ve sorgulamalarını günümüzde en ısrarlı şekilde yapan şairlerden biri. Geleneksel ve modernin artık bir dilemma haline geldiği (ya da getirildiği) sınır çizgilerimizin şeffaflaştığı bu geçiş zamanlarında kendisinin yaptığını çok kıymetli buluyorum. Buzdokuz’un 16. sayısında poetik görüşlerini 25 maddeyle ilan ettiği ‘’Diyalektik Şiir Manifestosu’’ üzerine bu soruşturmanın benzer zamanlara denk gelmesi de ayrıca bu mini soruşturmayı daha değerli hale getirdi. Burak Ş. Çelik’e teşekkürlerimle.

Rıdvan Ardıç

  • Şiir nasıl yazılmaz?

Dar ve gelenekçi bir kafayla yazılmaz. Gelenek çünkü arkada kalan istasyon değil, gelecek istasyondur ve dolayısıyla geçmişe bakılarak değil geleceğe bakılarak oluşturulur. Aksi takdirde treni durdurmak zorunda kalırsınız. Etrafınıza bakarsanız tarla kenarlarındaki hurda trenleri görebilirsiniz.

  • Bugünün şiirinde en büyük sorun size göre nedir?

Benim bugünün şiiri diye kabul ettiğim şiirde herhangi bir sorun yok. Ancak genel kamunun şapkadan tavşan çıkarır gibi piyasaya sürekli yeni “şairler” sürmesi, şairlik tanımını genişletiyor gibi bir yanılsama yaratıyor. Herkesin şair olduğu bir yerde şairleri tespit etmek için iyi şairleri arıyoruz sadece, hepsi bu. Soyu tükenen, pandalar kadar şairlerdir de. Ancak şiir kamusunda ciddi bazı sorunlar olduğu kesin. Bunların başında “şairin” görünme arzusu geliyor. Diyalektik Şiir Manifestosu’nda (bkz. Buzdokuz 16): “Diyalektik şair görünme arzusu peşinde değildir. Görünme arzusunun şairi kısırlaştırdığını bilir. Görünme arzusu peşinde olmadığından her türden iktidarı reddeder ve kendi göbek bağını kendi keser.” demiştim. Çünkü görünme arzusu ve iktidar onayı arasında ciddi bir bağ vardır. İktidardan kasıt elbette siyasi iktidar değil. Şairin önünde el bağladığı her kişi, kurum ya da atmosfer bir iktidar tespitidir. Eğer görünme arzusu taşıyorsanız bir derginin editörüne hak etmediği değeri vermek, şiir geceleri ve ödüller tertip edenlere karşı abartılı teveccüh göstermek, sevmediğiniz ya da nitelikli olmadığını düşündüğünüz birini sırf konumundan ve size bir gün menfaati dokunur düşüncesiyle onaylamak, görüşünü paylaştığınız siyasi partinin ya da kanadın taraftarlarıyla birlikte bütün iradenizi politik atmosfere teslim etmek ve bu görüşten olmayan şairleri ıskalamak zorunda kalabilirsiniz. Bu da sizi, bir müddet sonra kitapları birkaç baskı yapan, bir gazetenin köşesinde yer edinen, bir yarışma jürisinde konumlanan popüler ve partizan bir şiir yazarı yapar ancak. Şair olamazsınız.

Bir diğer sorun, okur sorunu: Şiir kitapları yeterli ilgiyi görmüyor. Çünkü okur, şiiri; sinema, televizyon, internet, yapay zekâ, Netflix gibi platformlar ve yeni teknoloji karşısında geride kalmış sanıyor, şiiri; roman ya da öyküyle değil, bunlarla kıyaslıyor. Bunun sebebiyse alışıldığı üzere şiirin diğer türler karşısında daha geçirgen yapıda olması. Mevcut şiir kamusu yenilik karşısında şu an (her an yıkılmaya müsait) bir set gibi duruyor. Eski şiirin yeni okurunun neredeyse olmadığıysa muhakkak. İnsanlar artık eski şeyleri okumak istemiyorlar, azınlıkta kalan (genellikle apolitik) bir grubu ise ne yazık ki pek tanımıyorlar. Bu hep böyle olmuştur.

  • Eliot “Gerçek şiir, anlaşılmadan önce iletişim kurabilir.” diyor. Anlamın günümüz şiirinde önemi ne ölçüde?

Eliot haklı, bence de kurabilir. Roland Barthes bu konuda “Bir meydan okumayı belirtmek için getirilen bir ok da bir sözdür.” der. Dolayısıyla anlam dediğimiz şeyi artık sadece leksikal manada düşünmemek gerek. Anlam sadece semantiğin objesi değildir, aynı zamanda semiyotikle de güçlü bağlar kurar. Bunu en çok bugünün şairi anlamalıdır. Şiir dediğimiz şey bakılabilen de bir şeydir. Hatta dokunulabilen, duyulabilen de bir şeydir. Bu sözlerle sırf görsel şiiri kastetmiyorum. Bir metin şiiri okumaya geçmeden önce de ona bakarak bir şeyler “anlayabilir”siniz. Şairin ismi, dizelerin uzunluğu-kısalığı, biçimsel farklılıklar vs. size hep bir şeyler anlatır.

Anlam(sızlık) konusunun en uç noktası asemik şiirdir. Aşağıda Codex Seraphinianus’tan alıntıladığım sayfaya bakınız:

Luigi Serafani’nin oluşturduğu bu sayfada (kelime denirse eğer) hiçbir kelimenin leksikal anlamı yoktur. Ama bu metin bize yine de bir şeyler söyler. Gövdesiz horoz, başsız ve çatlamış kuş ve üç başlı tavus kuşu her ne kadar reel dünyada var olmasa da bu metin bize -en azından- kuşların özelliklerinin anlatıldığı bir ansiklopedi sayfasından alındığını ve bu kuşların olağan dışı kuşlar olduğunu söyler. Biz bunu metni okuyamasak da anlarız. Hatta ve de hatta biz bu metni okuyamadığımız için şiirdir bu, okuyabilseydik bir ansiklopedi sayfası derekesine düşerdi. Anlam fetişizmi yapanların bu söylediklerimi iyi niyetle okumalarının imkânı yok ne yazık ki. Anlamsız şiir yoktur, anlam fetişizmi yapanlar ve şairler vardır.

son yayımlananlar