bir akrostişin şiirde olağan durması gibi
saçmalıyorsam bir öldüğüm var
seçmeyeceksem kader bozuk
tanrıyla aramız epey açık
dikiş tutmaz mı bir ülke, onca reform istihbarat çürüme
akışı kesilmez mi çocuk fışkıran kanın
kurumaz mı gözleri anaların
keyifli bir lakırdı
duyulmaz mı?
(bozgun)
sesimi kısıyorum lafıma güvenim tam
kışkırtılmış bir yerliyken norveç’e duyduğum terli istihdam
ezan okunuyor, ayaklarım üşüyor
ayaklarını düşünüyorum ve bütün ciddi mesaim bitiyor
alışmak gerekiyor dünyanın şarkısına
içkin olamıyorum hiçbir toplumsalda
ya da esrarın tevekkelinden doğan tedbirsiz hâd
çok şopenöyer, biraz sad
rehinemin stokholm takılması ihtimal değil
rehinliğim dünyada bâki
it çakalla flört, ceketim imitasyon haki
çatır çatır dijitalleşirken aynada analog afaki
sınırlar biçiyoruz, sınırsızlık için
aşkımı bağırsam avazım utanır
çevrem deşeceğim günü kollar
arzu-hâl buysa terzi tarzını bozar
tanımadığım telefon kulübelerinde şahsına işlediğim kişisel suçlar
sabah olur, bir martı ezanı korkutur
düşmekliğin keyfine varınca esas sorgulama
yapboz da oynak hep, savcı hakim tantana
çocukluğumun topa gelişigüzel vurduğu
esli yıllarda
çok eskiden hissettiğim yorgun heyecan
ensemden dürmekte beis görmeyip
tavrımı hırpalayan kekeme zaman
bu kadar bulutsuzluğa düşmeyeceğim
vedam hutbesiz olacak
avcumu pıt pıt terleten kanlı suret
mafyama muhteva aksi asalet
gelip geçerken yalınayak
boşaltırken memesinden sütünü buzağı
ineklere özgürlük istemek sanayiye ölüm
bulmacayı çözdüm, çözeceğim
akış hep daha karanlık
anlık sevişiyoruz, tıpkı tutulmayan her bir an gibi hamlık
yırtık pırtık soldu güneş, battı çarçabuk
karardık
nefsimi topladığım izbe işletmeler
hülyama enfekte kaldı
ya ucuzlaştırsaydım kaba etimi ya uygunsuz adım
ağzımda pastörize anüs, tırmansaydım kariyer basamaklarını tez
daha mı âlâ olurdu, sanmam
şimdi daha mı boktanım, sanırım.
savrulmaya yatıyorum çünkü büyük harf
çünkü yıkık çünkü yorgun çünkü ahmak
hatırlıyorum sesini kaybettiğim sokağı
öptüğüm ne çok çocuğun var şimdi
