( s e b ‘ a)
merhameti taşla öldürenler
fermanını yazarken barbarlığın
kimse bilmez
ağır işleyen bir işkence ustasıdır zaman
sokaklarda duvarlara asılmış cesetler
sokaklarda faşizmin bayrakları
sevişmek bir üreme hastalığı değil
dora’yı boynuna yatır picasso
yeryüzünü mezarlarıyla meşgul edenlere
nazire ölürsem rüzgara savurun küllerimi
sen bunları biliyorsun, gördün
barbarlar kanatmıştı maviyi
gördün kurbanların gözlerindeki kuyuları
sen bunları yaşadın; aşk ipiyle çektin acıları
yalnız senin altın bakışların bir kapı açabilir
o siyah duvarda, picasso, dünyayı unutma
(s e m a n i y e)
cihat’ın şehadetle katlettiği toplu
mezardan üç kat büyük bir arsa
satın aldım eceliyle ölecek yetmişiki
ceset arıyorum tanımasa da olur tanrıyı
toprağım bol bahçeli bir ev yap
şöyle kara tüyleri cam gözleri olan
istiyor çocuklar köpek her ezan vakti
başını dikip yukarı acayip ulusun
duvarın dibindeki eli silahlı adamın
trajik bir gölgeye benziyor kitabesi
devlet malzeme ofisinde raf raf
her coğrafyadan halk ölüleri
örüyorlar
tel çekip kazıyorlar
demir dişleri gürültülü
dünya tanrının bir mirası zorbalara
bir ev yaptım konforlu hayli bir hücre
avlusunda öleceğim acayip uluyacak
lut bakışlı bir kara
dünyanın fotoğrafına oturarak
ordan otobüs kaldıracak belediye
cihat’ın toplu mezarına
(t i s ‘ a)
çamlıhemşinden çık aydere
geçtin mi galler düzünü
sola ayrılan yoldan gidilir
çeymakçur
yukarı mahallesi
taş örüntüde elektriksiz geceye kalanların
çukura doluşan kar suları diyorlar
kara göl aa aaaa kara göl
kaçkarın eteklerinde sanırsın rakkaseler
göllerini takınmış dünyanın dönüşüne göre
suüstü resiflerin silüetleri koç
hayvanları pagan gece
haçlarını kırıyorlar çilekeşlerin
yüzünü sür güllere çadırı söndür
Köze su içir giderken tatlı zamanı göm
sil seninle bir tanrı adını
sayıklayarak sevişen kadının izlerini
görüyor musun
doğunun limanına doğru uçuşuyor
havada ölü şeylerin tozları
saniyeler diyorum
vücutlarımızda hala tüten hayal zaman
işte gidiyoruz gömülemeyene
