Hiçlik kaygısının ikinci gününe uyandım.
Şimdi bir Balkan rüzgarı esse yerden yere vuracak beni.
Gerekmez, ben kendi başımı yararım yarmasına da,
Tırmandığım bayırdan aşağı bakıp nereye geldiğimi gördüğümde fark ettim ki,
Böylesine dik duruşum varsa ben de erkekliğimi bir kadının göğüslerinden emdiğim içindir.
Hayat için teşekkürler.
Eller, ayaklar, saçlar ve gözler için teşekkürler.
Yürüyüşler, sürünüşler ve serzenişler için teşekkürler.
Okşayışlar, hediyeler ve öpücükler için teşekkürler.
Çorba için teşekkürler.
Başımdaki, kolumdaki ve kasıklarımdaki ıslak bezler için teşekkürler.
Alev alev yanıyordum güzelim, su için teşekkürler.
Şiirler, resimler ve anektodlar için teşekkürler.
Geldiğin için ve gittiğin ve tekrar geldiğin için teşekkürler,
Artık sonsuza kadar uzaklaşabilirsin,
Benim alevimi dindirmenin bir manası yok.
Ben erilmiyorum,
Susuzluktan ölüyorum.
Sol omzumdan bir güvercin havalanıyor,
Bir balkan rüzgarı gelse yolacak tüm tüylerini.
İçinden çıkamadığın bir kutunun içine hapsediyorsun kendini.
Ben bu oyunun doğru parçası değilim,
Şimdi yere çivilendi dizlerim,
Şimdi parmaklarım çarmıha gerildi,
Gözlerimden de oldum, senden de.
Sağ omuzumda öldü güvercin.
Ey Tanrım, al hadi organlarımı,
Zaten kollarımdan oldum.
Ağzımla topluyorum yerdeki kadınlarımı.
Güvercini geri ver,
Senin başına da sıçacak değil ya!
Bir Balkan rüzgarı esse koparırdı dişlerimi.
Gece nasılsa yastık üstünde biter ama anlayamadım,
Nasıl uzaklaştım bir an yeryüzünden?
Beni saçlarımdan aleve verip sevişmelerini tütsülediler.
Göz kapaklarımı diktiler kendi bağırsağımla.
Kulağıma tersten okudular ezanı.
Kanımı damıttılar,
Anne ölüyorum susuzluktan!
Bir balkan rüzgarı olsam sikmiştim belanızı.
Dumanlarımda boğulup küllerimde kavrulsun!
Ben sizin için geberip gidecek değilim ya.
Tanrım, orospularına hürmetler olsun!
Sesine geldim yangının,
Sesine geldim yağmurun.
Dört duvar rahminde kabuslandım,
Göbek bağım boynuma dolandı.
Ey toprak ana!
Son kez öpüyorum erozyonlu ellerinden.
Eryelkovan
